ŞANLIURFA’da hava sıcaklıklarının 45-50 dereceye ulaşmasıyla birlikte vücuttaki sıvı kaybı artarken, Harran Üniversitesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eyyüp Sabri Pelit, yetersiz sıvı tüketiminin böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonu başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu. Pelit, özellikle daha önce böbrek taşı düşürenler, ailesinde taş öyküsü bulunanlar ve tek böbrekle yaşayanların sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin en sıcak kentlerinden Şanlıurfa’da yaz
sıcaklıklarının artmasıyla birlikte terleme yoluyla yaşanan sıvı kaybı da
yükseliyor. Harran Üniversitesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Eyyüp Sabri Pelit, sıcak havalarda yeterli sıvı alınmamasının böbrek
sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirtti.
'İDRAR YOĞUNLAŞTIKÇA TAŞ RİSKİ ARTIYOR'
Yetersiz sıvı alımının böbrek taşı oluşumunda önemli bir risk faktörü olduğunu
ifade eden Prof. Dr. Pelit, “Böbreğin susuz kalması şeklinde bir durumdan
ziyade, vücudun yeterli sıvı alamaması söz konusudur. Vücuttaki sıvı kaybıyla
birlikte yeterli sıvı alınmadığında böbreklerde üretilen idrar daha yoğun hale
gelir. Bu yoğunluk, böbrek içerisindeki minerallerin çökelerek taş oluşturma
ihtimalini artırır” dedi.
Özellikle kronik böbrek hastalığı bulunanlar, daha önce böbrek taşı nedeniyle
cerrahi işlem geçirenler ve ailesinde böbrek taşı öyküsü bulunanların sıcak
havalarda sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirten
Pelit, günlük idrar miktarının yaklaşık 2-2,5 litre düzeyinde olmasının hedeflenmesi
gerektiğini söyledi.
'SUSAMAYI BEKLEMEYİN'
Toplumda yapılan en yaygın hatalardan birinin yalnızca susama hissedildiğinde
su içmek olduğunu belirten Pelit, “Susama hissi ortaya çıktığında vücut aslında
sıvı kaybı yaşamaya başlamıştır. Bu nedenle özellikle sıcak havalarda gün
boyunca düzenli aralıklarla su içmek büyük önem taşır. Çay, kahve ve şekerli
içecekler suyun yerini tutmaz. Özellikle açık havada çalışanlar, spor yapanlar
ve ileri yaş grubundaki bireylerin sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi
gerekiyor” diye konuştu.
İdrar renginin de yeterli sıvı alımının göstergelerinden biri olduğunu kaydeden
Pelit, idrarın koyu sarı yerine açık sarı renkte olmasının yeterli sıvı
tüketiminin göstergelerinden biri olduğunu ifade etti.
TEK BÖBREKLE YAŞAYANLARA 'YEDEK LASTİK' UYARISI
Tek böbrekle yaşayan kişilerin böbrek sağlıklarını koruma konusunda daha hassas
davranması gerektiğini vurgulayan Pelit, bazı hastaların böbrek taşı ameliyatı
veya böbrekteki kitle nedeniyle tek böbrekle yaşamını sürdürdüğünü söyledi.
Bu kişilerin düzenli sağlık kontrollerini yaptırmaları, yeterli sıvı
tüketmeleri ve böbreğe zarar verebilecek alışkanlıklardan uzak durmalarının
büyük önem taşıdığını belirten Pelit, hastalarına tek böbrekle yaşamanın
önemini anlatırken “yedek lastik” benzetmesini kullandığını söyledi.
Pelit, “Hastalarıma bazen ‘Artık yedek lastiğiniz yok, mevcut lastiğinize çok
iyi bakmanız gerekiyor’ şeklinde anlatıyorum. Tek böbrekle yaşayan kişilerin de
sahip oldukları böbreğin sağlığını korumaları büyük önem taşıyor” dedi.
TUZ VE AŞIRI PROTEİNE DİKKAT
Böbrek sağlığının yalnızca sıvı tüketimiyle sınırlı olmadığını belirten Pelit,
şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıkların da böbrekleri
olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
Pelit, böbrek taşı oluşumuna yatkın kişilerin beslenmelerine özen göstermesi
gerektiğini belirterek, “Tuz tüketiminin azaltılması, aşırı kırmızı et ve
protein ağırlıklı beslenmeden kaçınılması ve dengeli beslenilmesi böbrek
sağlığının korunmasında önemlidir” ifadelerini kullandı.
Bel ve yan bölgede şiddetli ağrı, idrarda kan, idrar yaparken yanma veya
idrarın bulanıklaşması gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini ifade
eden Pelit, “Böbrekler sessiz çalışan organlardır. Belirtiler ortaya çıkmadan
önce koruyucu önlemler almak her zaman en doğru yaklaşımdır” dedi.
Prof. Dr. Pelit, yaz aylarında yeterli sıvı tüketilmesi, dengeli beslenilmesi
ve düzenli sağlık kontrollerinin aksatılmamasının böbrek taşı oluşumu riskini
azaltmanın yanı sıra mevcut böbrek fonksiyonlarının korunması açısından da
büyük önem taşıdığını kaydetti.